8/7/2007 - Veda
Amaca ulaşıldıktan sonra çaba sarfetmek gereksiz, burada da belirli bir amaca ulaşıldı.
Gene de eski günlerin anısına bir yazı ile veda etmek gerek buradaki varlığıma, kısaca ve aforizmasız olarak...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! ::
|
3/6/2007 - Bir hayat yaşıyoruz...
Bazen bir haber yeterli personaların ardında saklı olan gerçek benliğinin yüzeye çıkmasına. Hayır, hiç de korkutucu değil, hepimiz düşünen, duygulara sahip yaratıklarız.
Bir hayat yaşıyoruz, bazen bir maske ardında saklanıp güçsüzlüğümüzü gizliyoruz, bazen ise maskelerimizi fırlatıp kendi gerçeklerimizi tattırıyoruz etrafımızdakilere. Şaşırtıcı olan, bizi anlayan kişilerle beraberken maske kullanıp kullanmadığımız çok da fark etmiyor. Onlar ki gerçek dostlar, umursamıyor üstteki basitliği, alttaki karmaşıklığı... Bizimle, biz olduğumuz için beraberler.
Bir hayat yaşıyoruz, yalnız kalmaktan korkup, aileler kuruyoruz ve gün geliyor dağılıyor beraberlikler değişik şekillerde. Denemekten vazgeçmiyoruz ama, sürekli geliştiriyoruz etrafımızdaki koruyucularımızı. Bazılarımız ise kendimizle uzlaşmaya çalışıyoruz, yalnızlıktan mutlu olduğumuzu söyleyip kendimizi kandırıyoruz. Ana düşüncemiz şu oluyor: "Entegrasyon arttıkça hastalıklar ve dolayısıyla acılar da artacak. O halde münzevi olsam ne hastalanırım ne acı çekerim..." Oysa burada birkaç basit mantık hatası olduğunu göremiyoruz, doğru, yalnızken başkalarının duygusal işkencelerinden uzak kalıyoruz, ancak kendi kendimize işkence etmekten de geri duramıyoruz.
Bir hayat yaşıyoruz, yalnız olmayı isteyip, başaramıyoruz. Ancak bunu başarmamızın aslında gerçek istediğimiz şey olmadığını da göremiyoruz.
Bir hayat yaşıyoruz, sadece bir!
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! ::
|
9/4/2007 - Kendinen ayrı eve çıkan adam
Ne istediğini bilmez, istediğini de doğru zamanda gerçekleştiremezdi. Çoklu seçimler içerisinde en yanlışını yapar, az bulunur bir hüzüne sahip olurdu. Terslikler peşinden geliyordu sanki, ya da daha doğrusu kendisi zaten tersti. Sıkıldı kendinen ve yaptıklarından, kendisinin olmadığı bir yerde yaşamak istedi ve ayrıldı. Bütün teorileri umursamayarak başardı bunu ve kimseye anlatmadı bu büyük sırrı.
Şimdi daha mutlu, daha umutlu, eski kendisi ne kadar barışma isteklerinde bulunsa da yüz vermiyor ona, çünkü geçmişteki acılar yeterli herşeye sıfırdan başlamak istemesine. Bazen geçmişe dönüp bakıyor ama, çünkü hüzne de ihtiyacı var zaman zaman. Ve o zamanlar düşünüyor, bir dahaki sefer kendisinden sıkıldığında ne yapacağını.
Derin derin düşünüyor, ama ne kadar hızlı yüzse de varamıyor beyaz sahillere...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! ::
|
23/3/2007 - U
22 sene önce bugün, 7. yaşgünüm. Sabah annem öperek uyandırıyor beni ve soruyor akşam yemeği için ne istediğimi. Eksik dişlerimle "bifteeek" diyerek cevap veriyorum.
Ayrıntılar uçmuş ama ana hatları kazınmış durumda beynime.
Öğleden sonra evimizin önünde oyun oynamaya çıkıyorum. Çok geçmeden yoldan bir arkadaşım geçiyor, yanında da annesi... Bahçe çitinin üzerinden konuşuyoruz birbirimizle, sonra annesi beni davet ediyor evlerine. Çocuk aklımla hiçkimseye haber vermeden peşlerine takılıyorum, legoları var çünkü arkadaşımın. Oynarken zaman cabuk geçiyor, hava kararmaya yakın. Ben gitmek için hareketleniyorum, arkadaşımın annesini ikna ediyorum evin yolunu bulabileceğime. Koca adam oldum ki ben artık... Ama olmuyor bulamıyorum, gerisin geri arkadaşımın evine dönüyorum, yenilmiş ifadeyle beni eve bırakmasını istiyorum arkadaşımın annesinden. Çıkıyoruz ve eve yaklaşınca etraf tanıdık geliyor. Tekrar kendi alıştığım ortamdayım, daha mutlu hissediyorum, annem ise meraktan çıldırmış durumda. Kaçırıldığımı veya başka birşeyler olduğunu düşünüyor, hem de doğumgünümde. Ben ise tekrar evimde olmaktan mutluyum, hem kötü ne olabilir ki...
Şimdi ise pek çok şey geride kalmış duruyor. Kötü çok şey oluyor iyi şeylerin de yanında...
O zamanlar en büyük başarı eve ulaşmak iken, şimdi önemsiz duruyor... Daha büyük başarılara imza atmak istiyorum, engeller çıkıyor karşıma ama çitin üzerinden atlıyorum her seferinde. Ve her başardığım iş bir öncekini daha da önemsiz hale getiriyor.
Gün gelecek o çitler atlayamayacağım yükseklikte olacaklar. Evet korkutucu ama bu korkuyla yaşamak daha da sıkıcı.
Zamanın sürekli geçtiğini önemsememek için anı yakalamaya çalışıyorum, geçmiş geleceğin habercisi olduğu kadar, hayalperestliğin de zehri. Geçmiş hatalardan ders almak ne kadar önemli olsa da onlara saplanıp kalmak geleceğin mahvolmasına sebep oluyor...
O zaman elimizde sadece tek bir zaman kalıyor. O an.
"Carpe Diem"
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! ::
|
7/3/2007 - loituma
jatsu tsappari dikkari dallan tittari dillan titstan dullaa, dipidapi dallaa ruppati rupiran kurikan kukka ja kirikan kuu. a ratsatsaa ja ripidabi dilla ja beritstan dillan dellan doo. a baribbattaa baribbariiba ribiribi distan dellan doo. ja barillas dillan deia dooa daba daba daba daba daba duvja vuu. baristal dillas dillan duu ba daga daiga daida duu duu deiga dou
http://dojo.fi/~rancid/loituma__.swf dikkat: bağımlılık yapar!
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! ::
|
4/2/2007 - Hayatınızın kullanma kılavuzu
Uyan bak, kar yağıyor, yıllar sonra, her şey kadar masum, ya da hiçbir şey kadar... Sanki birileri bir şeyler anlatmaya çalışıyor değil mi, hayır, o ben değilim, anlatacak daha önemli kişiler vardır dünyada. Beni tanıyorsan anlamışsındır senden bahsetmediğimi, zira senden bahsederken aslında kendimden bahsediyorum. Çünkü benim için sadece ben varım burada. Ah ne kadar arabesk değil mi, hatta ingilizce! Korkma bunlar da sana değil, yukarıdaki satırları oku sadece. Unutma, her şey seninle alakalı olmak zorunda değil... Hayat çeşitli zorluklarla dolu, kullanma kılavuzu olmadan gerçekten zor üstesinden gelmek bazı sorunların, ne yazık ki doğumda bize vermiyorlar o faydalı eseri, her şeyi kendimiz yapmak zorundayız demek bu bir nevi. "Yani diyorsun ki, kendinden başkasına güvenme" dediğini duyar gibiyim, elbet güvenecek başkaları da vardır, bulması biraz zor sadece. Bulduğunda da bırakmamak önemli, peki ben güvenilir miyim, herkes kadar diye cevap verelim bu soruya, kimileri için de herkesten çok. Ama bak aynı sorunsal işte "kime göre neye göre?" Zaman, en güzel ilaç çoğu umutsuzluk için, içinden çıkamadığın durumları askıya al sadece, beklemediğin bir anda karşına çıkacak ne zamandır kendi içinde barındırdığın çözüm. Al sana benim kılavuzumdan bir sayfa, önemli bir sayfa... Diğer sayfaları ise korkarım kendin yazmak zorundasın, çünkü ben her zaman etrafta olmayacağım, bunun eksileri olduğu kadar artıları da olmalı şüphesiz. Çünkü özgür olduğunu hissedeceksin ve belki de yapayalnız. Korkma onun çözümü de kendi içinde, bekle ve gör sadece... İlklerini asla bırakma, ilk aşkın, ilk öpüşmen, ilk ölümün... Bu yazı da bir ilk benim için, neden dersen ilk defa başlıkla alakalı bir şeylerden bahsettim yazının içerisinde, hem de alenen, metafor kullanmadan. İlkler benim için önemli anlayacağın, peki sen, hayatımda bir ilk olmayı başarabilecek misin?
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! ::
|
2/2/2007 - Git başımdan, ben sana göre değilim!
Çünkü aşk öyle bir şey diyor uzaklardaki bir ses yazarın kulağına. Yazdığı cümlelerin birbiri ile alakasız olmasına aldırmıyor, çünkü mazereti var, asabi ve aksi olmanın yanı sıra, karışmış olduğu belli her halinden. Evet aşk hakkında konuşmak istiyor, ama ağzından çıkan cümleler birbirini ard arda takip eden homurdanmalardan ibaret. Ehliyeti olmadan araba kullanmaya benziyor bu diye düşünüyor, birileri vakti zamanında öğretmiştir her nasılsa o eylemi, ama otoriteler yeterli görmemiştir seni bir şekilde. Belki de gerçekten yetersizsindir bu konuda diye geçiriyor aklından....
Kendini bazı zamanlar bir çizgi film kahramanı gibi hissediyor. 3. boyuta ulaşamamış ve sığ, derinliklere ulaşmaya çalışıyor, anlaşılmadığı kadar anlayamıyor da aynı zamanda. Vazgeçmek istemiyor ama büsbütün karışıyor ve durup kısa bir mola veriyor.
... bekliyor
... bekliyor
... bekliyor
Kurtarıcı bir başka çizgi kahraman olsa gerek, karakterli hatlara sahip, ama belli ki o da bambaşka bir karenin içine hapis olmuş... Bütün anlamsızlıkların içinde en anlamlısı buymuş gibi geliyor yazara. Kendi karesinde hapis olan kahraman, sınırlarını bir türlü aşamıyor, çünkü onu yaratan kişi böyle istiyor.
Kaderin oyunlarında küçük bir piyonmuş edasıyla bekliyor yazar sonraki olacakları, biraz kızgın (evet kendi kahramanı kendini kurtaramadığı için gene kendisine) ve biraz da kırgın (onu anlamak istemeyenlere ve anlatamadığı için gene kendisine). Beklemekle harekete geçmek arasında bocalıyor, boğuluyor resmen...
Ve hafif bir baş ağrısının ardından kararını veriyor, bak çalıyor telefonun, hadi açsana!
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! ::
|
28/1/2007 - Umut
Sıradanlaşmışlığın ortasından çıkıvermişti her şey, dipte durup boğulmamaya çalışırken daha verilmemiş hayat öpücüğünün uzaktan yaklaşan yansıması bile bütün yaşamsal belirtileri hayata döndürecek nitelikteydi. Beklenen o kadar çok şey vardı ki, bazı korkulara yol açıyordu ister istemez, herşey mükemmel olacak mıydı, işler pürüzsüz gidecek miydi? Ama anlaşıldı ki korkular yersizdi, mükemmel olmadan da yaşayabiliyor, mutlu olabiliyordu insan ve korkular yerini umuda bırakıyordu yavaş yavaş.
Dipteki iki yalnız ruh, yalnızlıklarından sıkılmış olacaklardı ki yüzeye çıkmaya karar verdiler, yüzeye doğru yüzerlerken birbirlerini daha iyi tanıyacaklarını biliyorlardı ve her sürprize hazırdılar, çünkü birbirlerini oldukları gibi kabul etmeye kararlıydılar, yargılamadan, diğerlerinin ne dediğine aldırmadan. Kendi kararları yeterliydi onlar için ve yüzeye ulaştıklarında gerçekten tekrar yaşadıklarını duyumsayacaklardı. Parıldayan güneşin sudaki yansıması içlerini sonsuz bir neşe ile doldurmaya yetiyordu. Bunun adı umuttu, tekrar yaşamanın umudu, sevmenin umudu...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! ::
|
28/12/2006 - Hayatı katmanlar halinde yaşamak
Yüzeyde herkesin görebildiği sakin bir imge, altında ise bambaşka duyguların öne çıkmak için verdiği bir savaş. Özetlemek için yeterli çoğu insanın yaşadıklarını. Özellikle günümüzde yanılsamalar, simulasyonlar almış başını giderken...
Reklamlardaki aldatmacaları düşünün, mutlu aileler oturmuşlar bir masanın etrafında, klasik türk yemeklerinden seçmeleri indiriyorlar midelerine. Gerçek hayatta ise birbirleriyle tanışmayı bırakın gerçekten mutlu oldukları yok. Ya da var mı, bilmiyoruz, tek bildiğimiz o an bize vermek istedikleri mesaj: Bunu alın böyle olun...
Çok düşünen bir insan (ki hiç tavsiye etmem) buradaki aldatmacaya kanmayacaktır. Onu alırsa hiçbir şeye yaramayacağını bildiği gibi şişmanlayacağını da bilecektir. O devasa kalorilerin harcamasının çok zor olduğunu da bilecektir. Alıştığı şeyleri almaya devam edecek, sevdiği şeyleri tüketmeye devam edecektir.
Çok şey seviyoruz aslında, belki de onun bölünmüşlüğü bizi mutsuzluğa iten. Bu kadar dağılmasa ilgimiz belki bazı şeyler daha rahat olacak...
Diğer yandan "acı yoksa kazanç da yok", yani rahatlık iyi değil her zaman, çabalamadan pes etmek boşuna gidip gelmek bi nevi. Boşluk ise kendi kendimize uydurduğumuz başka bir kavram, ne yapacağımızı bilmediğimiz yerlerde "boşluktayım" diyoruz. O da bir çeşit kandırmaca olsa gerek, başka bir simulasyon.
"Herşey matrix ulen!!" diyecek değilim. Sonuçta gerçek şeyler de var. Acı mesela, ne kadar canımız yanarsa o kadar gerçek diyoruz. Daha önce varlığından haberdar olmadığımız kas grupları, yoğun bir spor programından sonra acıyarak kendini size göstermeye çalışıyor. Bağırıyor hatta "Gerçeğim, buradayım ve gitmiyorum". Tek gerçek olan acı değil elbet, ama en farkedilebilir olanı o....
***
Bu yazı özellikle zorladı beni, yaklaşık dört gündür bunu düzeltmeye çalışıyorum. Ne kadar zorladıysa o kadar gerçek olmalı diyerek kendimi avutmaya çalışıyorum. Ama işin aslı öyle değil belki.
Yüzeyde bir kaç düşüncenin yer aldığı karışık bir yazı, ama altındaki gizli katmanların anlatmaya çalıştıklarını sadece yaratıcısı görebiliyor. Ve belki de sadece ona gerçek görünüyor.
Gerisini ise boş veriyor...
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! ::
|
|
Dur 2 dakka
|