17/12/2006 - İlk
Fonda bir müzik çalıyor, perilerin söylediği şarkılar bunlar. Sert olduğu kadar şefkatli...
Yazar (evet artık kendisini artık yazar olarak nitelendiriyor) bütün çok bilmişliği ve burnu havadalığıyla bilgisayar ekranında oluşan cümlecikleri izliyor. Gene yazan elleri sanki, düşünmüyor kelimeleri klavyeye girerken.
Şarkı değişiyor, tekrar perilerin çığlıkları dolduruyor kulaklarını.
Biçim değiştirmeye karar veriyor, daha öncekilerden daha sert daha acımasız olmaya karar veriyor, çünkü ona karşı da sert davranıyor dünya. Ona ve diğerlerine...
Etrafındakilere bakıyor dikkatle; hala gözlemci, hala suskun, içerisinde çığlık atan sesleri ise sadece kendisi duyuyor.
Sayfayı çeviriyor, boş bir sayfayla karşılaşıyor, ne kadar boş olsa da temiz bir sayfa değil önünde açılan. Yırtılmış, belki birazda kirletilmiş. Yırtılan kısım için yapabileceği birşey yok, asla eski haline gelmeyecek, ancak kirler için elinden geleni yapıyor.
Metaforlar kullanıyor. "Anlayana!" diyor içinden kıs kıs gülerek.
Ve anlaşılmıyor doğal olarak. Kapatıyor konuyu fazla kurcalamadan, sayfayı tekrar çeviriyor.
Gene boş bir sayfa çıkıyor karşısına.
Sıkılıyor, herkesten ve herşeyden. Kimseyle değil görüşmek konuşmak dahi istemiyor. Topluyor çantasını, çıkıyor dışarıya. Yalnız kalabileceği yerlere gidiyor. Bütün ortam orospularından uzaklaşmak istiyor. Evet, yazın dili de sertleşiyor onunla beraber ve bu konudaki düşüncelere aldırmadığını söylüyor, ama yalan söylüyor, aldırıyor...
Yalanlardan nefret ediyor, oyalamalardan, belirsizliklerden, ama en çok ona zarar verenlerden nefret ediyor. Kusuyor içindeki bütün öfkeyi anlamsız satırlara.
Sonra biraz rahatlamış, biraz sarhoş, kendi içinde çelişkiye düşüyor... "Publish entry" üzerinde belirsizliğe düşüyor, kendi nefret ettiği şeyi yapıyor....
Bir an önce karar vermesi gerekiyor ve en sonunda veriyor.
Kazanan her zaman kendisi oluyor.
Ve kendini hala birşey zannediyor.
|