23/3/2007 - U
22 sene önce bugün, 7. yaşgünüm. Sabah annem öperek uyandırıyor beni ve soruyor akşam yemeği için ne istediğimi. Eksik dişlerimle "bifteeek" diyerek cevap veriyorum.
Ayrıntılar uçmuş ama ana hatları kazınmış durumda beynime.
Öğleden sonra evimizin önünde oyun oynamaya çıkıyorum. Çok geçmeden yoldan bir arkadaşım geçiyor, yanında da annesi... Bahçe çitinin üzerinden konuşuyoruz birbirimizle, sonra annesi beni davet ediyor evlerine. Çocuk aklımla hiçkimseye haber vermeden peşlerine takılıyorum, legoları var çünkü arkadaşımın. Oynarken zaman cabuk geçiyor, hava kararmaya yakın. Ben gitmek için hareketleniyorum, arkadaşımın annesini ikna ediyorum evin yolunu bulabileceğime. Koca adam oldum ki ben artık... Ama olmuyor bulamıyorum, gerisin geri arkadaşımın evine dönüyorum, yenilmiş ifadeyle beni eve bırakmasını istiyorum arkadaşımın annesinden. Çıkıyoruz ve eve yaklaşınca etraf tanıdık geliyor. Tekrar kendi alıştığım ortamdayım, daha mutlu hissediyorum, annem ise meraktan çıldırmış durumda. Kaçırıldığımı veya başka birşeyler olduğunu düşünüyor, hem de doğumgünümde. Ben ise tekrar evimde olmaktan mutluyum, hem kötü ne olabilir ki...
Şimdi ise pek çok şey geride kalmış duruyor. Kötü çok şey oluyor iyi şeylerin de yanında...
O zamanlar en büyük başarı eve ulaşmak iken, şimdi önemsiz duruyor... Daha büyük başarılara imza atmak istiyorum, engeller çıkıyor karşıma ama çitin üzerinden atlıyorum her seferinde. Ve her başardığım iş bir öncekini daha da önemsiz hale getiriyor.
Gün gelecek o çitler atlayamayacağım yükseklikte olacaklar. Evet korkutucu ama bu korkuyla yaşamak daha da sıkıcı.
Zamanın sürekli geçtiğini önemsememek için anı yakalamaya çalışıyorum, geçmiş geleceğin habercisi olduğu kadar, hayalperestliğin de zehri. Geçmiş hatalardan ders almak ne kadar önemli olsa da onlara saplanıp kalmak geleceğin mahvolmasına sebep oluyor...
O zaman elimizde sadece tek bir zaman kalıyor. O an.
"Carpe Diem"
|